Sağlıkta Fark Yaratanlar : Prof. Dr. Vahit Özmen

Sağlıkta Fark Yaratanlar : Prof. Dr. Vahit Özmen


  • Doktorclub
  • 19-07-2019

Hayatını öğrenmeye ve öğretmeye adamış örnek bir bilim adamı. Yaptığı ve önderlik ettiği bilimsel çalışmalar ile öğrencileri, asistanları, meslektaşları ve hastalarının saygı ve sevgisini kazanan Prof. Dr. Vahit Özmen, başarılarla dolu hayat hikâyesini Doktorclub üyelerimiz ile paylaştı.

 

“Hayalimde mühendis veya pilot olmak vardı”

1954 yılında yedi çocuklu bir ailenin 3. çocuğu olarak Muş’ta dünyaya geldim. O zamanlar Nahiye Müdürlükleri vardı ve babam Muş’a bağlı bir nahiyenin müdürlüğünü yapıyordu. İlkokul 1. ve 2.sınıfı Muş’ta Cumhuriyet İlkokulu’nda okudum. Daha sonra babamın tayini nedeniyle ilkokulu Van İnönü İlkokulu’nda tamamladım. Okula 3. sınıfta başladığımda henüz ders sıraları gelmemişti ve evden getirdiğimiz sandalye ve masalarla derslere başlamıştık. Ortaokul ve liseyi de Van Atatürk lisesinde okudum.

Atatürk Lisesi’nde çok değerli, bizlere çok şeyler katan öğretmenlerimiz vardı. Ortaokul ve lise yıllarında başarılı bir öğrenciydim, o yıllarda liseyi bitirince inşaat mühendisi veya pilot olma hayalim vardı ve liseyi derece ile bitirenler Harp Okullarına mülakatla alınıyorlardı. Derslere hazırlanmam ve ödevlerimde babamın desteği olmasına rağmen, yapacağım eğitim ile ilgili tercihlerimde annemin daha fazla etkisi oldu. Nitekim pilot olma hayalinden vazgeçtim ve İstanbul Teknik Üniversite’sinin sınavlarına girerek inşaat mühendisliğini kazandım. Ancak bir yıl sonra tıp eğitiminin benim için daha uygun olacağını düşünerek İstanbul Tıp Fakültesi’ne girdim.

Tıp fakültesinin ilk yılını İstanbul Üniversitesi Fen Fakültesi içindeki Ord. Prof. Dr. Cemil Bilsel Konferans Salonu’nda sayıları binlere ulaşan diğer fakültelerin (Cerrahpaşa Tıp, Veterinerlik, Diş Hekimliği, Botanik ve Zooloji Fakülteleri) öğrencileri ile birlikte okuduk. Çok deneyimli hocalarımızdan teorik ve pratik uygulamalı dersler aldık.  

Fakültenin 2. yılını Beyazıt’taki merkez binada geçirdik. Fakülte’mizin en önemli sınıfı olarak kabul edilen bu sınıfta derslerimizi ordinaryüs profesör ve çok tecrübeli profesörler verir ve aynı hocalarımız bizlerin yaptığı pratiklere de eşlik ederlerdi. Özellikle anatomi dersi Nurettin Berkol amfisi ve kadavra salonlarımızı unutmak mümkün değil. O amfide ders veren anatomi hocamız Sami Zan’ın derslerinden bahsetmeden geçemeyeceğim. Hocamız 50 dakikalık dersin en az 20 dakikasını fıkra ve sohbetle bizlere yaşam dersleri vererek geçirirdi. İktisat, işletme ve hukuk gibi diğer fakültelerden öğrenciler de gelerek bu dersleri zevkle izlerlerdi.

 

“Trene bineceği sırada Sirkeci garında eline Atatürk’ten gelen telgraf ulaşıyor”

İkinci sınıfta diğer unutamayacağımız hocamız, fakültemizde fizyoloji ve biyofizik kürsülerinin kurucusu olan ve başbakanlık da yapan Ord.Prof.Dr.Sadi Irmak’tı. Sadi Hocamız,  kendisinin Atatürk tarafından Berlin’e tıp eğitimi için gönderilişini, Sirkeci Gar’ında tren hareket etmek üzere gelen telgrafı gözleri dolarak anlatırdı.  Telgrafta ulu önderimiz başarılar dilerken, aldıkları eğitimden sonra ülkelerine bilim ve teknoloji içeren yeniliklerle dönmelerini istemektedir. Hocamız Almanya’da başarılı bir öğrencilik dönemi geçirerek ülkemize ve fakültesine dönmüştür. Bu olay benim de yaşamımda bir eğitim gönüllüsü olarak ülkeme hizmet etmemin tohumlarını ekmiştir. 

Temel Bilimler binamızın bitmesi üzerine üçüncü sınıfta Çapa’ya döndük. Öğrenciliğimin önemli bir kısmında kaldığım Eskişehir Öğrenci Yurdu, Çapa’ya oldukça yakındı, yürüyerek gidip gelebiliyordum. Bu sınıfta da birbirinden değerli patoloji profesörlerinden (Münevver Yenerman,.Altan İplikçi, Ferhunde Dizdaroğlu vs.) dersler aldık.

 

“Okul arkadaşımızı öğrenci olaylarında kaybetmek bizlerde ciddi psikolojik travmaya neden oldu”

12 Eylül 1980 öncesi öğrenci olaylarının yoğunlaştığı bir dönemdi. Bizi en çok üzen olaylardan biri sıra arkadaşım olan Barış Yıldırım’ın bir öğrenci olayları sırasında hayatını kaybetmesiydi. Bu olay sınıf olarak bizlerde çok ciddi bir psikolojik travma yaratmıştı.

Öğrenciyken yaz tatillerimi Van’da yaşayan ailemin yanında geçiriyor ve Devlet Hastane’sindeki uzmanların kontrolünde pratik yapmaya çalışıyordum. Bu sırada genel cerrahi uzmanlarının çok zor acil durumlarda verdikleri kararlar ve yaptıkları cerrahi girişimler benim ihtisas konusu olarak cerrahiyi seçmemde etkili olmuşlardır.

Ben fakültede okurken kardeşim Berlin Tıp Fakülte’sinde okumaya başladı. O yıllarda yurt dışına gitmem söz konusu oluyordu, ama benim hayalimde sürekli olarak İstanbul Tıp Fakülte’sinde öğretim üyesi olmak vardı. 1978 yılında fakülteyi birincilikle bitirdim. Bu benim geleceğim için de önemli bir başarıydı. Van’dan gelip İstanbul’a adapte olup böyle bir başarıya ulaşmak özgüvenimi artırmıştı.

Fakülteyi bitirdikten sonra aynı yıl açılan asistanlık sınavını kazanarak, İstanbul Tıp Fakültesi Genel Cerrahi Kürsüsü’nde asistan olarak göreve başladım. Türkiye’nin en değerli ve becerikli cerrahi hocalarının (Süleyman Dirvana, Fikri Alican, Ali Uras, Kaya Çilingiroğlu, Yusuf Gökşen, Metin Ünal ve diğer hocalarım) yanında yetişmek bizlerin en büyük şansıydı. Asistanlığımın 2. yılında fakültemizin son sınıfındaki arkadaşım Dr.Nevin Keskin ile evlendim.

Asistanlık dönemimiz çok sık ve yoğun nöbetlerle geçti. 12 Eylül 1980 öncesi ve sonrası gelişen olaylar sonrası getirilen yaralılar sanki bir savaş cerrahisi yapıyormuş gibi bizlerin daha fazla cerrahi pratik yapmamızı sağladı. O dönemde ülkemizde yaşanan ekonomik sıkıntılar, cerrahi malzemelere ve diğer aletlere ulaşmamızı oldukça zorluyordu.

 

 “Tavşanda deneysel endotoksik şok oluşturup, Exchange transfüzyon ile tedaviyi araştırdım.”

1982 yılında Deneysel Tıp Araştırma Merkezi’mizde (DETAM) yaptığım bir deneysel çalışmada tavşanlarda endotoksik şok oluşturup, exchange transfüzyonla bu şokun tedavisini araştırmıştım. Daha sonra aynı yıl genel cerrahi uzmanı oldum.

 

“Darülaceze’yi dışarı hizmet sunumuna açtık”

Eşim İstanbul Tıp Fakültesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Kürsüsü’nde asistan olduğu için mecburi hizmetimi İstanbul’da yapacaktım. Sağlık Bakanlığı’nda çektiğim kura sonucu Darülaceze Hastane’sine geldim. Darülaceze, İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ne bağlı bir sosyal kuruluştu. 9 tane binası vardı. Burada kimsesiz çocuklar ve bakıma muhtaç kişiler kalıyordu. Hastanesi olmasına rağmen, yönetmeliğinde dışardan hasta kabulü mümkün değildi. Burada diş hekimi dahil 6-7 uzman arkadaşım ile birlikte görev yapıyorduk. Sınıf arkadaşım Dr.Hüseyin Keskin de dâhiliye uzmanı olarak kurada buraya gelmişti. Bizlerin daha çok hastaya ulaşabilmesi için poliklinleri dışarıya açacak bir teklif hazırlayarak Darülaceze Müdürü Hilmi Şener Bey’e ilettim.  İstanbul Belediye Meclisi’nin kararı ile Darülaceze Hastanesi’ni dışarıdaki hastaların da gelebileceği polikliniklere kavuşturduk. Yine Darülaceze’de atıl durumdaki bir ameliyathaneyi faaliyete geçirerek bir kaç ameliyat yaptım. Sonrasında kadrolu anestezi uzmanı olmadığından ameliyat hizmetini devam ettiremedik. Darülaceze’de geçen 3 aylık sürede uzmanların nöbet tutmasını sağladım. Nöbetlerde tüm koğuşları gezerek aceze ve hastalarla ilgilenmeye moral vermeye çalıştık. Özellikle terk edilen çocukların yuvadaki durumunun beni çok etkilediğini vurgulamak isterim. Başta çevrede yaşayanlar olmak üzere tüm İstanbulluların boş zamanlarında buraları sık sık ziyaret etmesini ve onlara sevgi ve şefkat götürmelerini, sosyal, psikolojik ve maddi destekte bulunmalarını tavsiye ederim.

Sonra askerlik dönemi geldi. Ankara Etimesgut’ta 2 aylık temel eğitimi alarak ve yapılan sınavlarda dereceye girerek Gümüşsuyu Askeri Hastanesi’ne geldim. Oradaki askerlik dönemimde (1983-1984) çok değerli Başhekimimiz Albay Bülent Eralp ile çalışma şansı buldum. Askerlik döneminde spinal anestezi yapmayı ve uygulamayı öğrendim.  Askerlik sonrası mecburi hizmete Haseki Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde devam ettim. İki yıla yakın (1984-1986) süren mecburi hizmetimi burada tamamladım. Haseki’de çalışırken şefimiz Prof. Dr. Onat Arınç ile diğer eğitim hastanelerini de kapsayan haftalık bilimsel toplantıları başlattık. Ayrıca ilk defa olarak Haseki Hastane’sinde benimle birlikte olan diğer cerrahi uzmanları ile birlikte genel cerrahi uzmanlık nöbetlerini oluşturduk ve acil hastaların ameliyat için diğer hastanelere sevklerini önlemiş olduk.

1986 yılında mecburi hizmetimi tamamlayarak İstanbul Tıp Fakültesi Cerrahi Kürsü’süne başasistan olarak geri döndüm.

 

“Türkiye’nin ilk meme polikliniğini İstanbul Tıp Fakültesi Kürsüsü’nde açtık.”

Türkiye’nin ilk meme polikliniğini tez hocam Prof.Dr.Metin Ünal’ın da desteği ile 1986 yılında Çapa’da hizmete soktuk. Bu ülkemizde bir organa özgü olarak açılan ilk poliklinikti. 1987 yılında başarılı bir doçentlik sınavı verdim, jüri başkanı olan Prof. Dr. Yılmaz Sanaç ve Prof.Dr.Zeki Çandar benim ülkemde kalarak Türk Tıbbına hizmet etmem gerektiğini bildirdiler. Bu öğütlerini yaşamım boyunca hep aklımda tuttum ve bana çok önemli bir itici güç oldu.

1987 yılında meme kanseriyle ilgili multidisipliner toplantıları başlattık. Bu amaçla Patoloji Anabilim Dalı’nda yapılan haftalık tümör konseyine Nijat Bilge, Erkan Topuz, Altan İplikçi, Metin Ünal, Gülden Acunaş gibi hocalarımız katılıyordu. Metin Ünal hocamın da ısrarı ile meme kanseri konusunda yoğunlaşmaya başladım.

1989 yılında Metin Ünal, Hamdi Güngel, Yavuz Bozfakıoğlu, Altan İplikçi, Nijad Bilge hocalarımla birlikte Türkiye’nin ilk meme derneği olan İstanbul Meme Hastalıkları Derneği’ni kurduk.

 

“Gelen teklif üzerine Amerika New Orleans’taki Tulane Üniversitesi’ne gittik.”

1989-1991 yılları arasında Amerika Birleşik Devletleri Tulane Üniversitesi Tıp Fakültesi’ne “Cerrahi Onkoloji ve Meme Kanseri konularında çalışmalar yapmak üzere davet edildim. Gelen teklif iki yıllık bir süre içindi ve tüm masraflarımızı karşılıyordu. O sırada eşim de İstanbul Tıp fakültesi’nde Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı olmuş ve Süleymaniye Kadın Hastalıkları ve Doğum Hastanesi’nde mecburi hizmetini tamamlamıştı.

Eşim ve oğlum ile birlikte 1989 yılının Eylül ayında Amerika’ya New Orleans şehrine gittik. Tulane Üniversitesi o bölgedeki en iyi üniversitelerden biriydi. New Orleans güzel bir şehir olmasına rağmen güneyde Meksika körfezine yakın olduğu için oldukça sıcak ve rutubetliydi. Başlangıçta iklimi bizi oldukça etkiledi ama kısa sürede alıştık. İngilizce benim için her zaman sorun olmuştu. Çünkü Van’da ortaokul ve lisede aldığımız İngilizce dersleri yetersizdi. Emekli albay olan Fuat hocamızın öğrenciliğim sırasında sonradan yıkılarak otopark yapılan tarihi Tevfik Sağlam Amfisinde bizlere verdiği İngilizce tıp eğitiminin çok yararını  görmüştük. Ancak daha akıcı konuşabilmek için gitmeden önce dersler aldım. Yine de New Orleans’ın farklı aksanını anlamak oldukça zamanımı aldı. 

New Orleans Tulane Üniversitesi Tıp Fakültesi Genel Cerrahi Anabilim Dalı’nda çok sıcak bir ortamda Klinik Direktörleri (Dr.Watts Webb, Dr.Louis M. Flint) ve diğer öğretim üyeleri ile birlikte 2 yıl süren yoğun bir çalışma dönemi geçirdim. Cerrahi onkoloji ve meme kanseri üzerinde çok sayıda deneysel ve klinik çalışma gerçekleştirdim. Bunları kongrelerde sunarak makaleler şeklinde yayınladım.  Çalıştığım sürede aynı tıp fakültesinin gastroenteroloji bölümünün başında Prof. Dr. Atilla Ertan adında çok değerli bir hocamız vardı. Atilla hocamızın önderliğinde deneysel çalışmalar yaptık. Yeni geliştirilen polipeptidlerin sıçanlarda midenin asid sekresyonu üzerindeki etkilerini araştırdık. Sıçanların ana toplayıcı damarına ilaç vermek için kateter, midesine ise mide sıvısını toplamak için bir tüp yerleştiriyordum (gastrostomi). Bu çalışmalarımız da ABD’deki kongrelerde sunuldu ve önemli dergilerde yayınlandı. O sırada Atilla hocamız, kendisini Tulane Üniversitesi’ne davet eden ve daha sonra vefat eden Prof.Dr.Kemal Akdamar adına bir vakıf kurmuş, Türkiye’deki üniversitelerden gastro-enterologları araştırma yapmak üzere davet ediyordu. New Orleans’taki 2 yıllık çalışmalar sonrasında 1991 yılında Türk Tıbbına hizmet etme amacı ile İstanbul Tıp Fakültesi’ne geri döndüm.

 

 “100’e yakın kurs ile 1000’den fazla cerrahın laparoskopik cerrahiyi öğrenmesine katkıda bulunduk.”

Tulane Üniversitesinde kalmam konusunda teklif almama rağmen ülkeme döndüğüm için çok mutluydum. 1991 yılında laparoskopik cerrahi yapmaya başladım ve hocamız Prof.Dr.Cavit Avcı önderliğinde ülkemizdeki 1000’den fazla cerrahi uzmanına laparoskopik cerrahi kursları verdik. 1993 yılında ülkemizde ilk laparoskopik Nissen, laproskopik kolon ve laparoskopik splenektomi ameliyatlarını gerçekleştirdim. Bu girişimleri daha sonra yaptığım laparoskopik torakoskopik özofajektomi ve diğer ileri laparoskopik girişimler takip etti.

 

“Metin Ünal hocamın da telkinleriyle meme hastalıkları alanına yoğunlaştım.”

Amerika’dan döndükten sonra cerrahinin ve bilimin hangi alanı konusunda yoğunlaşacağım konusunda ikilem yaşadım.  Bir tarafta sürekli gelişen, endüstrinin zorladığı ve benim çok çabuk adapte olup,  ülkemizde ilklerini uygulama şansı bulduğum laporoskopik cerrahi,  diğer tarafta yurtdışında daha fazla bilgi birikimi ve uygulama alanı bulduğum meme kanseri vardı. Sonuç olarak, araştırmalarımı Türkiye’nin ilk poliklinik ve meme ünitesini kurduğumuz meme hastalıklarında yoğunlaştırmaya karar verdim. Bu kararımda Metin Ünal hocamın önerileri de etkili oldu.

Katıldığım toplantılarda gelişmiş ülkeler meme kanserinin epidemiyolojisi, demografik, klinik, patolojik ve sağkalım özellikleri hakkında bilgiler verirken,  ülkemizde bu alanda hiçbir veri olmaması beni üzen noktalardan biriydi. Bu nedenle 1986 yılında kurduğumuz “Meme Kanseri Arşivi’mizin” daha düzenli çalışması için tıbbi sekreterler yetiştirmeye ve kayıt programını kontrol altında tutmaya çalıştım. 1987 yılında Türkiye’de bir ilk olarak Nijad Bilge, Erkan Topuz, Altan İplikçi, Metin Ünal hocalarımla birlikte Meme Kanseri Tümör Konseyi’ni başlattık. Türkiye’de eksik olan temel klinik çalışmaların tamamlanması için yola koyulduk ve Prof. Dr. Erkan Topuz hocamızın editörlüğünde meme kanseri ile ilgili kitaplar yazdık.

Meme kanseri eğitimine katkı için de 1992 yılında İstanbul Tıp Fakültesi Cihat Tahsin Gürsoy amfisinde ilk Meme Hastalıkları Eğitim Kursu’nu düzenledik. Cihad Tahsin Gürson, Çocuk Kliniği’nin direktörlüğünü yapan çok değerli bir hocamızdı. Çocuk Kliniği’nde sözlü sınavımı yapmış ve sınavdan sonra bana asistanlık teklif etmişti. Çocukları hasta olarak görmek benim için çok zordu bu nedenle çocuk hastalıkları ve çocuk cerrahisi uzmanı olmayı düşünmedim. Meme hastalıkları ile ilgili ilk kurstan sonra meme kanseri ile ilgili yüzlerce konferans, kurs ve kongreler birbirini izledi.  2018 yılında Strasbourg/Fransa’da yapılan 20. Dünya Meme Hastalıkları Kongresi’nin Başkanlığını yapma mutluluğunu yaşadım.

 

“Tolga’nın doktor olmasında, büyürken fakültede yanımızda geçirdiği zamanın etkisi büyüktür.”

Asistanlığımın son yılında doğan oğlum Tolga çocukluğunu benim ve eşimin asistanlık yaptığı fakültemizde geçirdi. Bu nedenle yuvası olarak gördüğü fakültemizde okumaya karar verdi. Daha sonra da Marmara Üniversitesi Tıp Fakülte’sinde genel cerrahi uzmanı ve öğretim üyesi (Doçent) oldu ve şimdi çalışmalarını, araştırmalarını Miami Üniversitesi’nde devam ettiriyor. Burada çalışmaları ile ödül alıyor ve önemli dergilerde makaleleri yayınlanıyor. Bir babanın en büyük arzularından biri çocuklarının çok iyi bir eğitim görmesi ve bilime katkıda bulunabilmesidir. Ben her zaman çocuklarıma benim bulunduğum yerin ötesine geçmelerini ve daha başarılı olmalarını telkin ederdim. Bunu gerçekleştireceklerine inanıyorum.

Tolga’nın genel cerrahi uzmanı olarak mecburi hizmet kurasında Muş’u çekmesi bizim için çok tatlı bir sürpriz oldu. Çünkü Muş benim doğduğum ve ilkokulun ilk iki sınıfını okuduğum bir ildi. Daha sonra babamın memuriyeti nedeniyle Van’a geçmiş ilk , orta ve lise eğitimimi orada tamamlamıştım. Muş’ta iki yıl okuduğum Cumhuriyet İlkokulu’nu eşim ile ziyaret ettiğimizde okulun fiziksel yapısı ve sınıfların kalabalıklığı bizi üzdü. Türkiye’nin ekonomik olarak son sıralarda bulunan bu ilimize bir ilkokul ve bir de ortaokul yaptırarak ve sürekli destek olarak eğitime katkı sağlamak istedik.

 

“2001 yılında ülkemizdeki meme hastalıkları ile ilgili dernekleri bir araya getirerek Meme Hastalıkları Dernekleri Koordinasyon Kurulu’nu (MDKK) kurduk.”

İstanbul Tıp Fakültesi’nde kurslarımızı, kongrelerimizi düzenlerken, 2001 yılında İstanbul, Bursa, İzmir Meme dernekleri ve Prof. Dr. Semih Baskan hocamızın kurduğu Ankara Meme Derneği ile birlikte daha sonra Türkiye Meme Hastalıkları Federasyonu adını alan Meme Hastalıkları Dernekleri Koordinasyon Kurulu’nu kurduk. 

Federasyon çatısı altında oldukça yoğun çalışmalar yapmaya başladık. 2005 yılında daha sonra PubMed’e girme başarısı gösteren “European Journal of Breast Health’i” yayın hayatına geçirdik. Dergimiz her ay 20.000 civarında bilim insanı tarafından okunmakta olup, uluslararası bilimsel arenada önemli bir yer edinmeyi başarmıştır.

 

“Meme hastalıkları kayıt programını oluşturduk. 20.000 hastanın analizini yayınladık.”

Federasyon çatısı altında yine 2005 yılında “Ulusal Meme Kanseri Veri Tabanı”nı oluşturduk. Yüzden fazla parametreyi ve 13.000 hastanın analizini içeren bu programın ilk sonuçlarını 2014 yılında, 20.000 hastayı içeren analizini de 2017 yılında “Türkiye’de Meme Kanseri” adıyla hem Türkçe hem de İngilizce kitap olarak yayınladık.

 

Türkiye’de meme kanseri ile ilgili temel klinik çalışmaların yokluğu beni meme kanseri tarama projesi yapmaya ve meme kanserinin genetiği ile ilgili alanlara yönlendirdi. 2003 yılından 2017 yılına kadar T.C. Sağlık Bakanlığı Kanser Dairesi Başkanlığı’nda Meme Kanseri Danışma Kurulu Başkanlığı’nı yaptım. Bu süre zarfında mamografinin ücretsiz olarak yapılması, meme kanserinde ulusal baz da tarama programlarının başlatılması, Kanser Erken Tarama Merkezlerinin (KETEM) organizasyonu ve yaygınlaştırılması ve eğitim kurslarını içeren projeleri Sağlık Bakanlığı Kanserle Savaş Dairesi ile birlikte gerçekleştirdik. Türkiye Kanser Enstitüsü’nün kurulması için çalıştaylar düzenledik.

 

“1000 Kadında yaptığımız çalışma ile Türkiye’de meme kanseri farkındalığını ölçtük.”

İstanbul’da meme kanseri farkındalığını ve bilgi düzeyini ölçmek için hazırladığımız proje, Seattle Washington bulunan The Breast Health Global Initiative (BHGI) tarafından en değerli proje seçilerek 25.000 USD proje desteği kazandı. Çalışma sonuçları; kadının 50 yaşın üzerinde olması, düzenli jinekolojik muayene yaptırması ve kendi kendine meme muayenesi yapması, iyi bir eğitim alması (en az lise mezunu oması), ailesinde meme kanseri olması, meme kanserinin farkında olmasını ve mamografi çektirmesini sağlıyordu.

 

“Türkiye Meme Hastalıkları Dernekleri Federasyonu’nun (TMHDF) Kanser Kayıt Programı’nda %32 olan Evre 0 ve I meme kanseri oranı, Bahçeşehir’de yaptığımız toplum tabanlı mamografik tarama programında %70,2’ye çıktı.”

2007 yılında meme kanseri konusunda deneyimli bilim adamları ve meme kanseri tanısı alan veya ailesinde meme kanseri olan kadınlarımızla birlikte Meme Sağlığı Derneği’ni (MEMEDER) kurduk. Bu derneğin amacı, ülkemizde eksikliği hissedilen temel klinik çalışmaları gerçekleştirmek ve kadınlarımızda meme kanseri farkındalığını artırmaktı. MEMEDER 2017 yılında Kamuya Yararlı Dernek Statüsü kazandı ve toplum tabanlı organize tarama programı olan “Bahçeşehir Meme Kanseri Mamografik Tarama Programı’nı ve çok sayıda farkındalık etkinliklerini, konferanslarını hazırladı ve uyguladı.

2008 Yılında Bahçeşehir’de başlayan tarama programımız 2018 yılı Aralık ayının sonunda tamamlandı. Bu ücretsiz tarama projesi kapsamında yaklaşık 10.000 kadın iki yılda bir evlerinden davet edilerek muayene edildi, mamografileri çekildi, gerektiğinde ultrasonografi ve biyopsileri yapılarak kanser tanısı alanlar tedaviye yönlendirildi. Tarama programı sonunda 136 hastaya erken evre meme kanseri tanısı konuldu. Bu hastaların %70.2’si Evre 0 ve Evre 1 meme kanseriydi.

 

“Türkiye’de meme kanseri tarama yaşının 50’den 40’a indirilmesini sağladık.”

20.000 hastalık TMHDF kanser kayıt programında Evre 1 meme kanseri oranı %29 iken Bahçeşehir tarama programında bu oran %57’ye ulaşmıştı. Bu projeye katılan ve meme kanseri tanısı konulan kadınların yaklaşık yarısı 40-49 yaş aralığındaydı. Bu proje ve Bahçeşehir Mamografik Tarama Programı sayesinde Sağlık Bakanlığı mamografi ile tarama yaşını 50’den 40 indirmiştir. Bu projeler kanser kayıt ve mamografik tarama programlarının ülkemizde de uygulanabilirliğini göstermiştir.

 

“Evden davet edilerek mamografik tarama programına katılan ve erken tanı konulan meme kanseri hastası 6 yıl daha uzun yaşıyor.”

Yapılan çalışmamız, mamografik tarama programında kanser tanısı konulan hastaların yaşam süresinin 6 yıl daha uzun olduğunu ve taramanın tedavi maliyetini ciddi olarak düşürdüğünü göstermiştir. 

Bahçeşehir projesi dışında bağışlarla Muş’ta bir mobil tarama sistemi oluşturulup gezici taramaya başlandı.  Bu proje örnek alınarak Sağlık Bakanlığı meme,  serviks ve kolon kanseri taraması yapan mobil tarama sistemlerini (Pembe Prenses) devreye soktu. 

İstanbul Sağlık Müdürü olan Dr.Mehmet Bakar ile görüşerek 2006 yılında İstanbul’daki tüm eğitim ve araştırma hastanelerinde meme polikliniklerinin kurulması sağlandı. Daha sonra yaptığımız bir çalışmada bu meme polikliniklerinde bir yıl içerisinde 200.000’den fazla kadının muayene olduğunu ve çok sayıda kadına meme kanseri tanısı konulduğunu saptadık. Meme polikliniklerinde çalışan radyolog, cerrah, patolog arkadaşlarımız için düzenli kurslar düzenleyerek onları meme kanseri bilgi düzeylerini artırdık.

2009-2011 yılları arasında Türkiye Meme Hastalıkları Dernekleri Federasyonu başkanlığı görevini yürüttüm. Başkanlığım döneminde Sağlık Bakanlığı Kanserle Savaş Dairesi ile birlikte tüm Türkiye’yi kapsayan sertifikasyonlu eğitim kursları düzenledik. Amaç, KETEM, devlet hastanesi, tıp fakültesinde görev yapan ve meme kanseri tanı ve tedavisine katkı sağlayan doktor ve hemşireleri eğitmekti.

 

“Türkiye’de meme kanseri tedavisinde gecikme 13-14 hafta civarında”

Yine bu dönemde 11 doğu ve orta Avrupa ülkesiyle birlikte meme kanseri tedavisinde gecikme süresini ve buna neden olan faktörleri araştıran makalemiz European Journal of Public Health dergisinde yayımlandı. Bu çalışmada Türkiye’de meme kanseri tedavisindeki gecikmenin 14 hafta civarında olduğu, bunun üçte birinin hasta ile ilgili faktörlerden (bilgisizlik, eğitim eksikliği, hastalığı kabullenememe ve tedaviden korkma gibi), üçte ikisinin ise sağlık sisteminden kaynaklandığını (muayene, radyolojik tanı ve tedaviye başlamaktaki gecikmeler) otaya koyduk.

Türkiye Kanser Enstitüsü’nün kurulması ve yönetmeliğinin hazırlanması için çalıştaylar düzenledik. Bu enstitü 2014 yılında kurulunca Bilim Kurulu Üyesi olarak görevlendirildim ve araştırmalarımın bir bölümünü enstitü bünyesinde yapmaya başladım.  Burada hazırladığımız projelerden bir tanesi ülkemizdeki bölgelere göre karsinojenlerin belirlenmesi ve bunların önlenmesi için hazırlanmıştı. Bu projemizin birinci aşaması TUBİTAK tarafından kabul edilmiş olup, 2. Aşama için bekleme sürecindeyiz. Türkiye Kanser Enstitüsü’nde hazırladığımız ikinci projede ise bölgelere göre kanser sıklığının tespiti ve bunların önlenmesi, taranması ve etkin tedavisinin yapılması konusundadır.

 

“Meme kanserinin tedavisi çok büyük değişimler yaşadı.”

Meme kanseri ile ilgili olarak 1986 yılında başlattığımız arşivimizde bugün 5.000’in üzerinde kayıtlı hasta bulunmaktadır. Ayrıca çok uzun bir süredir çalıştığım İstanbul Florence Nightingale Hastanesi’nde de 3.000’e yakın hastanın düzenli olarak takipleri yapılmakta ve sonuçları klinik çalışmalarda kullanılmaktadır.  

Meme kanseri cerrahi tedavisi, radikal mastektomiden, modifiye radikal mastektomiye, buradan da meme koruyucu cerrahiye geçiş sağladı. Yüksek morbiditesi olan aksiller disseksiyondan bekçi lenf nodülü biopsisine tüm yenilikleri yaşamaktayız. İstanbul Tıp Fakültesi’nde meme kanserinin cerrahi tedavisindeki tüm yenilikleri ilk olarak uygulayan ve ülkemize öğreten bir klinik olma özelliğini taşımaktayız.

 

“Meme kanseri nedeniyle kemoterapi verilen hastaların üçte birinde kemoterapiye ihtiyaç duyulmamaktadır.”

Meme kanserli hastalarda yaptığımız 21-gen analizi çalışması ile hastaların yaklaşık üçte birinde tedavi kararının değiştiğini ve hastalara kemoterapi verilmesinden vazgeçildiğini saptadık. Ayrıca akraba evliliği ile patojen genlerin ilişkisini başka bir klinik çalışma ile araştırdık.

 

“Dünya’da ilk defa kemik metastazı olan hastalarda cerrahi müdahalenin yaşam süresini uzattığını gösterdik.”

TMHDF çatısı altında yaptığımız prospektif randomize klinik çalışmada, meme kanseri tanısı sırasında uzak metastazı olan hastalarda cerrahi tedavinin rolünü araştırdık. Kemik metastazı olan hastalarda cerrahi tedavinin yararlı olduğunu gösterdik. Bu ASCO’da 2017 yılnda oral olarak sunuldu ve 2018 yılında Annals of Surgical Oncology dergisinde yayımlandı.

 

“Her gün yaklaşık 1 saat kadar spor yaparım.”

Ben spor olarak futbol ve tenisi çok seviyorum. Futbol oynayamıyorum ama tenis oynuyorum. Ayrıca hemen hemen her gün 1 saat kadar  kapalı salonda spor yapıyorum. Fenerbahçe’liyim ve Fenerbahçe Genel Kurulu üyesiyim. 2000-2004 yılları arasında 4 yıl Türkiye Futbol Federasyonu Sağlık Kurulu Başkanlığı yaptım. Bu 4 yıl içerisinde Türkiye'de futbol kulüpleri doktor, masör ve fizyoterapistleri için kongreler düzenledim.  Görev yaptığım süreçte Japonya ve Güney Kore’de yapılan dünya şampiyonasında futbol takımımız için özel beslenme, kondisyon ve egzersiz programı hazırladık ve psikolog hocamız ile futbolcularımıza destek vermeye çalıştık. Teknik Direktörümüz Şenol Güneş ile Dünya Futbol Şampiyonasında büyük bir başarı göstererek Dünya üçüncüsü olduk. 

 

“Değerlerimize sahip çıkalım.”

Bugüne kadar 10.000’in üzerinde öğrenciye ve binlerce asistana ders veren biri öğretim üyesi olarak meslektaşlarıma bir takım değerlere sahip çıkmalarını öneririm. Bizim fakültemizden mezun olan Prof.Dr.Aziz Sancar hocamızın Nobel Ödülü’nü alması bizim ne kadar değerli bir fakültenin mensubu olduğumuzun kanıtıdır. Cumhuriyetimizin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk’ün 1933 gerçekleştirdiği “Üniversite Reformu” fakültemizin büyük bir hızla yükselmesini ve çok değerli bilim adamları yetiştirmesini sağlamıştır. Öğrencilerime Atatürk ve fakültemize olan vefa borçlarını bir şekilde ödemelerini tavsiye ediyorum.

 

“Albert Einstein’ı ameliyat eden Prof.Dr.Rudolph Nissen 6 yıl süre ile İstanbul Tıp Fakültesi Cerrahi Kliniği Direktörlüğünü yaptı.”

Atatürk’ün 1933 yılında yaptığı “Üniversite Reformu” sayesinde sadece İstanbul Üniversitesi’ne 85 Alman bilim adamı gelmiştir. Bunlardan Prof.Dr. Rudolf Nissen cerrahi kliniğimizin direktörü olarak  1933-1939 yılları arasında hizmet etmiştir. Nissen’in getirilmesi ülkemizde genel cerrahinin gelişimine müthiş bir katkı sağlamıştır. Nissen dünyada ilk defa tüberkülozlu hastanın bir akciğerini alarak kalan sağlam akciğeri ile hastanın yaşayabileceğini göstermiştir. Bu ameliyatlardan birini de Albert Einstein’a uygulamış ve Einstein’ı sağlığına kavuşturmuştur. Nissen’in dünyada ilk olarak yaptığı Nissen Fundoplikasyon ameliyatını laparoskopik olarak yapmak ve onun adını verdiği amfide (Münih Ludwig Maximilian Üniversitesi’nde) iki kez sunmak bana oldukça heyecan vermiştir.

 

“Geleceğin doktorları arasında büyük bir yarışma olacaktır.”

Genç meslektaşlarım ve öğrencilerimle birlikte iken onlara bilimin çok hızla değiştiğini, bilgilere ulaşmanın kolay olduğunu çok çalışmalarını, evrensel bir dil olan İngilizce’yi çok iyi öğrenmeleri gerektiğini söylüyorum. Bugün ülkemizde 100’ün üzerinde tıp fakültesi ve 100.000’den fazla tıp öğrencisi olduğundan, yakın bir gelecekte doktorlar arasında ciddi bir rekabet ortamı doğacaktır donanımlı olarak buna hazır olmaları gerekiyor. Hekimlik çok özel ve yaşam boyu kullanılabilecek bir meslek, karşımızda tedavi edilmesi gereken dğerli varlıklarımız, hastalarımız var.  

Genç meslektaşlarımın hastalarıyla empati kurmaları, hastalarını dinlerken, muayene ve tedavi ederken kendi ailelerinden biri olarak görmeleri gerekiyor. Tabii ki hekime şiddet büyük bir suç ve hepimizi üzüyor ve yaralıyor, bizlere tarifsiz bir acı veriyor. Ama bizlerin de üzerimize düşeni yapıp, hasta ve yakınlarının saldırılarından kendimizi korumamız ve daha dikkatli olmamız gerekiyor. Unutmayalım hastalar ve yakınları hekimleri bir kurtarıcı olarak görüyor ve onlardan çok şey bekliyorlar. Bunlara zaman ayırmak, onları anlayışla karşılamak, dinlemek,  mevcut hastalığı onların anlayacağı bir dille anlatmak ve gereken her şeyin yapılacağını ve yapıldığını söylememiz, yapamayacağınız ya da tutamayacağınız sözleri vermememiz, başka bir meslektaşımızın yaptıklarını onların önünde kötülemememiz gerekir.

 

“Tıp hızla gelişiyor. Birçok yeniliğe şahit oldum”

Tıp hızla gelişiyor. Eğitim dönemimde genel cerrahide devrim niteliğindeki değişimlere tanık oldum. Örneğin meme kanserinin tedavisinde radikal mastektomiden meme koruyucu cerrahiye, aksiller disseksiyondan bekçi lenf nodülü biyopsisine geçildiğini, hemen her türlü cerrahi girişimin laparoskopik veya robotik olarak yapıldığını yaşadım. Yarınlar bize daha önemli değişikliklerin ortaya çıkacağını gösterecek. Dolayısıyla öğrencilerime ve meslektaşlarıma çok okumalarını, mevcut bilgilerini sıkça tekrarlamalarını, kendilerini devamlı yenileyerek bilgilerini güncel tutmalarını öneriyorum.  Mesleğimizi icra ederken maddi beklentiler son sırada yer almalıdır. Bence bu meslek dünyanın en güzel ve saygın mesleğidir. Meslekte çok çalışılarak elde edilen başarı her türlü maddi ve manevi kazancı birlikte getirecektir.

Ayrıca meslektaşlarıma kendilerini araştırma yönünde geliştirmelerini, tıbbi istatistik öğrenmelerini, tedavi ve ameliyatları ettikleri hastalar için arşiv oluşturmalarını öneririm. Arşivlerini zaman zaman inceleyerek sonuçlarını klinik araştırmalara dönüştürmelidirler. Bilim adamı olmak için kendi portföyünüze sahip olmalı, çalışmalar yapmalı ve bunları diğer bilim adamları ile paylaşmalısınız.

 

“Öncelikle elimizdekileri değerlendirelim.”

Meslektaşlarımın çok yönlü olmalarını, çalışmalarını isterim. Mesleklerini icra ederken, çevresindeki insanları kendi alanları ile ilgili olarak bilgilendirmeleri ve sivil toplum kuruluşlarına, bilimsel ve sosyal derneklere üye olmaları gerekir.

Ben haftasonu dahil bir haftalık çalışma programı hazırlarım. Hafta içi ders, pratik, ameliyatlar, bilimsel ve sosyal sorumluluk projeleri ile geçiyor. Haftasonları ise editörü olduğum dergilere gelen makalelerin değerlendirilmeleri, yaptığımız klinik çalışmaların gözden geçirilmesi ve yazılması ile geçmektedir.

İstanbul Florence Nightingale çalışma grubumuz ile yaptığımız haftalık bilimsel projeler ve çalışmalar da oldukça zamanımızı almaktadır.

 

“Başarı için çok ve sürekli çalışmak zorunludur.”

Benim başarı için birinci kriterim çok ve devamlı çalışmak, ikincisi ise araştırmalar yaparak bunları konferanslar, makaleler ve kitaplarla bilim dünyası ile paylaşmaktır. Ülkemizde yapabildiğimiz çalışmalar uluslararası arenada da ilgi görüyor, sunuyor ve yayımlıyoruz. Kliniğimizin meme kanseri konusunda Orta Asya, Orta-Doğu, Balkanlar ve Doğu Avrupa’ya oranla daha iyi bir düzeyde olduğunu düşünüyor ve görüyorum. Ancak daha çok çalışarak bunu daha ileriye götürmemiz, gelişmiş ülkeler düzeyine çıkmamız gerekiyor. 

Yeni tıp fakültelerinin daha önce kurulan tıp fakülteleri ile olan iletişimini artırmalıyız. Öğretim elemanı değişim programını uygulamalıyız. Amerika’da bulunduğum süre içinde her hafta alanında çok başarılı bir bilim adamı çalıştığım kliniğe misafir olarak gelir, bilgilerini paylaşır ve ameliyatlara girerdi. Kendilerinden çok şeyler öğrenirdik. Ülkemizde de bunun mutlaka uygulamalı ve tıp fakülteleri arasındaki bilimsel seviye farkını azaltmalıyız. 

Son olarak, bu yazıyı hazırlanması için benimle röportaj yapan Doktorclub kurucuları ve yöneticilerine teşekkür ediyorum.

Prof. Dr. Vahit Özmen

İstanbul Üniversitesi İstanbul Tıp Fakültesi

Genel Cerrahi Anabilim Dalı

www.vahitozmen.com


Daha Fazlası